🕛 Cuma Suresi 9 10 11 Arapça
CUMA SURESİ: 1. Ayet : Yesebbihu lillahi ma fiyssemavati ve ma fiyl'ardıl elmelikilkuddusil-'aziyzilhakiymi. Anlamı : Göklerdeki ve yerdeki her şey, mülkün sahibi, mukaddes, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ı tespih eder. 2.
TAHRİM SURESİ OKUNUŞU (ARAPÇA) demişti. ﴾11﴿ Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını
Cumasuresi arapça yazılışı ve meali. Bismillâhirrahmânirrahîm. 1.Göklerdeki ve yerdeki her şey, mülkün sahibi, mukaddes, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ı tespih eder. 2. O, ümmîlere, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber
Cuma Suresi; Cuma Suresi 9. Ayet; Cuma Suresi Abdulbasit Abdussamed; Cuma Suresi Anlamı; Cuma Suresi Arapça; Cuma Suresi Meali; Cuma Suresi Takip Et; Cuma Suresi Tefsiri; Cumartesi Okunacak Esmalar; Cunnilingus Günah mıdır? Cübbeli Ahmet Hoca kumardan kurtulmak için Dua; Cübbeli Ahmet Hoca Sara Hastalığı; Cübbeli Ahmet Hoca Sefer Duası
Medine’de Hz. Muhammed’e indirilen Cuma Suresi, 11 ayetten oluşur. Özellikle İslamiyet’in mübarek günü olan Cuma günlerinde sıklıkla okunur. Kur’an-ı Kerim’de 62. sırada bulunur. Cuma Suresi, Cuma namazıyla ilgili gerekli bilgileri verir. İsmini 9. ayetinde geçen cuma isminden almıştır.
Cumasuresi 9.10.11. Ayetlerinin Türkçe ve Arapça okunuşu ve meali! CNN Türk. 5.11.2021. CUMA SURESİ SON 3 AYET (CUMA SURESİ 9. 10. 11. AYETİ) 9. Ey iman edenler! Cuma günü namaza
Cuma Suresi Arapça ve Türkçe okunuşu: Cum'a Suresi meali ve anlamı - Cuma Suresi oku 03.06.2021 - 17:24 Güncelleme: 03.06.2021 - 17:24 Cum'a Suresi, adını 9. âyette geçen “elCumu’a
CumaSuresi Tefsiri: Cuma suresi, 11 ayettir. Medine'de inmiştir. Sure Cuma namazının önemini içeriyor.Cuma suresi' nin arapça okunuşu;Yesebbihu lillahi ma fiyssemavati ve ma fiyl'ardıl elmelikilkuddusil-'aziyzilhakiymi Huvelleziy be'ase fiyl'ummiyyiyne resulen minhum ye
Medine'de Hz. Muhammed'e indirilen Cuma Suresi, 11 ayetten oluşur. Özellikle İslamiyet'in mübarek günü olan Cuma günlerinde sıklıkla okunur. Kur'an-ı Kerim'de 62. sırada bulunur. Cuma Suresi, Cuma namazıyla ilgili gerekli bilgileri verir. İsmini 9. ayetinde geçen cuma isminden almıştır.
UZNPo. Araf Suresi, Mekke devrinde inmiş olan en uzun suredir. 163-170. ayetlerin Medine döneminde indiğini söyleyen alimler de vardır. Araf Suresi 10. ayeti ve Sad Suresi 54. ayeti merak edildi. Müslümanlar Araf Suresi Arapça okunuşu? sorusunu araştırmaya başladı. Kur'ân-ı Kerîm'in en uzun surelerinden biri olarak bilinen Araf Suresi, mübarek Ramazan ayında Araf Suresi Türkçe meali nedir? sorusuyla gündeme geldi. İçeriğinde, iman meseleleri ve ahiretle ilgili hususlarla vahyin önemi yazılmıştır. Müminler ve inkâr edenlerin ahirette karşılaşacakları durumdan bahsedilmiştir. Müşrikler uyarılmış, müminlere ise sabır ve sebat tavsiye edilmiştir. Bazı tefsirlerde Übey b. Kâ'b'dan rivayet edilen, "Kim A'râf sûresini okursa Allah kıyamet gününde o kişi ile İblîs arasına bir perde koyar" meâlindeki hadisin mevzû olduğu kabul edilmiştir bk. İbnü'l-Cevzî, I, 239-241; Zerkeşî, I, 432. Araf kelimesi İslam inancına göre cennet ve cehennem arasında olduğuna inanılan dağdır. 206 ayetten oluşan Araf suresinin tamamının Türkçe ve Arapça okunuşunu vermek imkansızdır. 206 ayetten oluşan surenin Arapça okunuşuna İslamiyet için kutsal kitap olan Kuranı Kerim'den okuyabilirsiniz. Araf Suresi Arapça okunuşu? Bismillahirrahmanirrahim lam mim sad ünzile ileyke fe la yekün fı sadrike haracüm minhü li tünzira bihı ve zikra lil mü'minın ma ünzile ileyküm mir rabbiküm ve la tettebiu min dunihı evliya' kalılem ma tezekkerun kem min karyetin ehleknaha fe caeha be'süna beyaten ev hüm kailun ma kane da'vahüm iz caehüm be'süna illa en kalu inna künna zalimın le nes'elennellezıne ürsile ileyhim ve le nes'elennel murselın le nekussanne aleyhim bi ılmiv ve ma künna ğaibın veznü yevmeizinil hakk fe men sekulet mevazınühu fe ülaike hümül müflihun men haffet mevazınühu fe ülaikellezıne hasiru enfüsehüm bima kanu bi ayatina yazlimun le kad mekkennaküm fil erdı ve cealna leküm fıha meayiş kalılem ma teşkürın Araf Suresi Arapça okunuşu için tıklayınız. Araf Suresi Türkçe meali nedir? Lâm Mîm Sâd. sana, kendisiyle insanları uyarman için ve mü'minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! memleketleri helak ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut gündüz istirahat halinde iken gelmişti. kendilerine geldiğinde, "Biz bunu hak ettik. Gerçekten biz zalimler olmuştuk" demekten başka söyleyecekleri kalmamıştı. peygamber gönderilenlere mutlaka de elbette soracağız. onlara yaptıklarını tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz. gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa işte onlar kurtuluşa erenlerdir. kimlerin sevabı da hafif gelirse işte onlar âyetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır. size yeryüzünde imkan ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imkanları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz! Araf Suresi Türkçe meali için tıklayınız.
Cuma Suresi, Allah'ın dört ismiyle başlamakta, bu sayede Müslümanlara bir nevi Allah'ı andırmaktadır. Hz. Muhammed'in gönderilmesinin sebeplerinden biri olarak Tevrat'a sahip çıkamayan Yahudilerden bahsedilmektedir. Cuma Suresi, cuma namazının kılınması gerektiğine dikkat çekmektedir. Müslümanlar için yerine getirilmesi gereken görevlerden biri olduğu gösterilmiştir. Bu ibadetin önemini, Allah'a ibadet için tüm dünya işlerini bırakmak gerektiğini anlatmaktadır. Cuma Suresi Türkçe Okunuşu 1. Yesebbihu lillahi ma fiyssemavati ve ma fiyl'ardıl elmelikilkuddusil-' Yesebbihu lillahi ma fiyssemavati ve ma fiyl'ardıl elmelikilkuddusil-'aziyzilhakiymi. 2. Huvelleziy be'ase fiyl'ummiyyiyne resulen minhum yetlu 'aleyhim ayatihi ve yuzekkiyhim ve yu'allimuhumulkitabe velhıkmete ve inkanu min kablu lefiy dalalin mubiynin. 3. Ve ahariyne minhum lemma yelhaku bihim ve huvel'aziyzulhakiymu. 4. Zalike fadlullahi yu'tiyhi men yeşa'u vallahu zulfadlil'azıymi. 5. Meselulleziyne hummiluttevrate summe lem yahmiluha kemeselilhımari yahmilu esfaren bi'se meselulkavmilleziyne kezzebu biayatillahi vallahu la yehdiylkavmezzalimiyne. 6. Kul ya eyyuhelleziyne hadu in ze'amtum ennekum evliyau lillahi min duninnasi fetemennevulmevte in kuntum sadikıyne. 7. Ve la yetemennevnehu ebeden bima kaddemet eydiyhim vallahu 'aliymun bizzalimiyne. 8. Kul innelmevtelleziy tefirrune minhu feinnehu mulakıykum summe tureddune ila 'alimilğaybi veşşehadeti feyunebiiukum bima kuntum ta'melune. 9. Ya eyyuhelleziyne amenu iza nudiye lissalati min yevmilcumu'ati fes'av ila zikrillahi ve zerulbey'a zalikum hayrun lekum in kuntum ta'lemune. 10. Feiza kudıyetissalatu fenteşiru fiyl'ardı vebteğu min fadlillahi vezkurullahe kesiyren le'allekum tuflihune. 11. Ve iza reev ticareten ev lehveninfaddu ileyha ve terekuke kaimen kul ma 'ındallahi hayrun millehvi ve minetticareti vallahu hayrurrazikıyne. Cuma Duası Faziletleri ve Faydaları Cuma günleri Cuma Suresi okuyan kişi, o şehirde bulunan tüm Müslümanların sayısı kadar sevap kazanır. Cuma Suresi 3, 5, 7 ve katları şeklinde okunmalıdır. Allah'a yakın olmayı sağlar. Günahların affına vesile olur. Kısmetin açılmasını, şansın yaver gitmesini sağlar. Dargın kişilerin arasının düzelmesine yardımcı olur. Şeytandan korunmak, günahtan kaçmak kolaylaşır. Cuma Suresi, özellikle 4. ayet, bir yere asılırsa o yer bereketlenir. Allah'ın koruması altına girmeyi sağlar. Cuma Suresinin Konusu Nedir? Cuma Suresi, Cuma namazının öneminden bahsetmektedir. Allah'a ve peygambere yakın olmak için İslam'a uygun işlerde bulunmak gerektiğine, bu sayede Müslümanların mükafatlandırılacağına işaret etmektedir. Cuma Suresi, Yahudilerin kendilerine övmelerine karşılık olarak indirilmiş bir suredir. Tevrat'a sahip çıkamadıkları için değişime uğrayan dinlerine Allah, Cuma Suresi ile karşılık vermiştir. Bu duruma göre Yahudiler üç konuda haksız çıkmıştır Müslümanların mübarek günleri olmadığı, başka bir peygamberin olmadığı, Yahudilerin özel ve Allah'ın gerçek kulları olduğu. Cuma Suresi Ne Zaman Okunmalı? Cuma Suresi, Kur'an-ı Kerim'de yer aldığı için herkes istediği zaman diliminde okuyabilmekte ve bu sayede ibadet edebilmektedir. Pek çok fazilete sahip olduğu için özellikle Allah'tan yardım isteyen kişiler cuma günleri bu sureyi okumaktadır. Rivayetlere göre cuma günleri Cuma Suresini okumak insanların dua kapılarının açılmasına yardımcı olur. Bereket getirir, dargınlık ve küskünlükleri bitirir, sevap kazandırır, şeytandan korur. 3, 5, 7 ve katları şeklinde okunarak dua edilmelidir ancak yalnızca bir kez de okunabilir.
Duhân Suresi Arapça-Türkçe okunuşu, Türkçe meali ve anlamı, Kuran-ı Kerim’in kırk dördüncü 44. suresi olan Duhan Suresi Fazileti ve Hakkında bilgilerDuhan suresinin anlamı nedir, Duhan’ ne demek? Duhan isminin anlamı ve kökeni nedir? Duhan suresinin konusu nedir, neden bahsetmektedir? Duhan suresini okumanın faziletleri nelerdir? Duhan Suresi neden indirilmiştir? Duhan Suresinin özellikleri nelerdir? Duhan Suresi ne zaman ve niçin okunur? İşte Duhan suresi okumanın fazilet ve faydaları…Duhân Suresi59 Ayetten oluşmaktadır. Kuran-ı Kerim’in kırk dördüncü 44. suresidir. Sure 25. Cüzde yer anlamı nedir?Duhân Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 59 âyettir. Sûre, adını onuncu âyette geçen “duhân” kelimesinden almıştır. Duhan, duman anlamına gelir. Duhân Suresi Huruf-u Mukatta harfleri olan Hâ-mîm harfleriyle anlamı olarak duman anlamına gelir. Mekke’de nazil olmuştur. 1439 harften oluşmaktadır. Kuran-ı Kerim’de iniş sırasına göre 64. Suredir. Başındaki Huruf-u Mukatta şifreli harfler ise Ha Mim’ Sure Duhân Suresi Hakkında;“Duhan” kelimesi duman anlamına gelmektedir. Surenin 10. ayetinde kıyametle ilgili olarak “duman”dan bahsedilmesi nedeniyle sure bu ismi ayetten oluşan Duhan Suresi Mekke’de, Zuhruf suresi’nden sonra Suresi; Kuran-ı Kerim’deki sıralamasına göre Nüzul sırasına göre ise 64. Suresi KonusuDuhân Sûresinde başlıca, Kur’an’ın indirilişi, müşriklerin ona karşı tutumu, Firavun ve halkının başlarına gelen azaplar, Kureyş’in Hz. Peygamberi yalanlaması, iyilerin ve kötülerin karşılaşacakları akıbet konu harflerle başlayan sûrelerin konuları arasında da önemli ölçüde bir ortaklığın bulunduğu dikkat çekmektedir. Hâ-mîm harfleriyle başlayan Duhân sûresi de bundan önceki Hâ mîm’ler gibi, ana konu olarak Kur’an’ın gerçek Allah kelâmı olduğuna ve insanlar için önemine dikkat çekmektedir. Bu münasebetle şu konulara da yer verilmiştirKur’an’ın nâzil olduğu gecenin önemi ve gönderen Allah’ın birliği ve ve kavmi ile Tübba gibi geçmiş kavimlerin peygamberlere karşı takındıkları tavır ve peygamberlerin tevhid inanmayanları dünyada ve âhirette bekleyen âkıbet, kıyamet, yeniden dirilme, cennet ve Suresi Fazileti ve SırlarıPeygamber Efendimiz buyuruyor“Her kim Duhân Suresi’ni geceleyin okursa, yetmiş bin melek o kimse için sabaha kadar istiğfar ederler, affolunmasını talep ederler.”Resulullah sav buyurdular ki “Kim geceleyin Duhan suresini okursa, yetmiş bin melek kendisine istiğfar ettiği halde sabaha erer.” Kaynak Tirmizi, Sevabu’l-Kur’an 8, 2890“Bir kimse Yasin ve Duhân Suresi’ni herhangi bir cuma gecesinde baştan sona okur ve okuduğu surelerin kudsiyetine gereği gibi inanır ve güvenirse,Cenab-ı Hakk o kimsenin geçmişteki günahlarının tamamını bağışlar.”Bir kimse 3 defa Duhan suresini okursa her dileği günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir. [Taberani]بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِDuhan Suresi Arapça-Türkçe Okunuşu ve Diyanet MealiBismillâhirrahmânirrahîmRahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…Duhân Suresi 1. Ayet Hâ mîm. Ha, Suresi 2. Ayet Vel kitâbil mubînmubîni. Kitab-ı Mübîn’e Apaçık Kitab’a Suresi 3. Ayet İnnâ enzelnâhu fî leyletin mubâraketin innâ kunnâ munzirînmunzirîne. Muhakkak ki Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz Biz, Suresi 4. Ayet Fihâ yufraku kullu emrin hakîmhakîmin. Hikmetli hükmedilmiş emirlerin işlerin hepsi, onda o gecede ayırt edilir belirlenir.Duhân Suresi 5. Ayet Emren min indinâ innâ kunnâ mursilînmursilîne. Katımızdan bir emir olarak. Muhakkak ki Biz, Kur’ân’ı ve resûlleri Suresi 6. Ayet Rahmeten min rabbike, innehu huves semîul alîmalîmu. Rabbinden bir rahmet olarak. Muhakkak ki O; O, en iyi işiten, en iyi Suresi 7. Ayet Rabbis semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkinînmûkinîne. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Eğer siz yakîn sahibi Suresi 8. Ayet Lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumîtu, rabbukum ve rabbu âbâikumul evvelînevvelîne. O’ndan başka İlâh yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin ve evvelki sizden önceki babalarınızın Suresi 9. Ayet Bel hum fî şekkin yel’abûnyel’abûne. Hayır, onlar şüphe içinde oynuyorlar oyalanıyorlar.Duhân Suresi 10. Ayet Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubînmubînin. Artık göğün, apaçık duman fitne getireceği günü Suresi 11. Ayet Yagşân nâse, hâzâ azâbun elîmelîmun. O fitne ki insanları insanların büyük kısmını sarmıştır. İşte bu, elîm bir Suresi 12. Ayet Rabbenâkşif annâl azâbe innâ mu’minûnmu’minûne. Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’ Suresi 13. Ayet Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubînmubînun. Onlara herşeyi açıklayan bir resûl gelmişti. Buna rağmen resûlün söylediklerinden ibret Suresi 14. Ayet Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûnmecnûnun. Ve O’NA şeytan tarafından vahyedilerek “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz Suresi 15. Ayet İnnâ kâşifûl azâbi kalîlen innekum âidûnâidûne. Muhakkak ki Biz, azabı biraz kaldırsak bile, şüphesiz ki siz şirke dönecek Suresi 16. Ayet Yevme nebtışul batşetel kubrâ innâ muntekimûnmuntekimûne. Büyük bir şiddetle onları yakalayacağımız gün, Biz mutlaka intikam alacak Suresi 17. Ayet Ve lekad fetennâ kablehum kavme fir’avne ve câehum resûlun kerîmkerîmun. Ve andolsun ki Biz, onlardan önce firavun kavmini de imtihan ettik. Ve onlara da kerim bir resûl Hz. Musa Suresi 18. Ayet En eddû ileyye ibâdallâhi, innî lekum resûlun emînemînun. Hz. Musa “Allah’ın kullarını bana verin. Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.” demişti.Duhân Suresi 19. Ayet Ve en lâ ta’lû alâllâhi, innî âtîkum bi sultânin mubînmubînin. Allah’a karşı ululuk büyüklük taslamayın! Çünkü ben, size apaçık bir sultan delil ile Suresi 20. Ayet Ve innî uztu bi rabbî ve rabbikum en tercumûni. Ve muhakkak ki ben, beni taşlamanızdan, sizin de Rabbiniz olan Rabbime Suresi 21. Ayet Ve in lem tu’minû lî fa’tezilûni. Eğer bana inanmıyorsanız artık benden Suresi 22. Ayet Fe deâ rabbehû enne hâulâi kavmun mucrimûnmucrimûne. Bunun üzerine “Bunlar günahkâr bir kavimdir.” diye, Rabbine dua Suresi 23. Ayet Fe esri bi ibâdî leylen innekum muttebeûnmuttebeûne. Hemen gece yürüyüşü yapmak üzere kullarımla beraber yola çık! Muhakkak ki siz takip Suresi 24. Ayet Vetrukil bahra rahvârahven, innehum cundun mugrakûnmugrakûne. Ve denizi açık olarak bırak! Muhakkak ki onlar, boğulacak olan bir Suresi 25. Ayet Kem terakû min cennâtin ve uyûnuyûnin. Bahçelerden ve pınarlardan nicelerini Suresi 26. Ayet Ve zurûin ve makâmin kerîmkerîmin. Ve ekinler ve kerim mekânlar güzel köşkler.Duhân Suresi 27. Ayet Ve na’metin kânû fîhâ fâkihînfâkihîne. Ve orada zevk içinde yaşadıkları ni’metler terkettiler.Duhân Suresi 28. Ayet Kezâlike ve evrasnâhâ kavmen âharînâharîne. İşte, böyle. Ve sonraki kavmi onlara varis Suresi 29. Ayet Fe mâ beket aleyhimus semâu vel ardu ve mâ kânû munzarînmunzarîne. Onlara yer ve gök ağlamadı. Ve onlara mühlet Suresi 30. Ayet Ve lekad necceynâ benî isrâîle minel azâbil muhînmuhîni. Ve andolsun ki Biz, İsrailoğullarını firavunun zelil azabından Suresi 31. Ayet Min fir’avnfir’avne, innehu kâne âliyen minel musrifînmusrifîne. O firavun ki, şüphesiz o, haddi aşanlardan ve büyüklük Suresi 32. Ayet Ve lekadihternâhum alâ ilmin alâl âlemînâlemîne. Ve andolsun ki Biz, onları İsrailoğullarını ilim üzerine âlemlere seçtik üstün kıldık.Duhân Suresi 33. Ayet Ve âteynâhum minel âyâti mâ fîhi belâun mubînmubînun. Ve onlara, içinde apaçık imtihan olan âyetlerden mucizelerden Suresi 34. Ayet İnne hâulâi le yekûlûnyekûlûne. Gerçekten onlar, mutlaka diyecekler Suresi 35. Ayet İn hiye illâ mevtetunâl ûlâ ve mâ nahnu bi munşerînmunşerîne. Bizim ölümümüz sadece ilk ölümümüzdür. Ve biz, neşrolunacak tekrar diriltilecek Suresi 36. Ayet Fe’tû bi âbâinâ in kuntum sâdikînsâdikîne. Siz doğru söyleyenlerseniz, o halde babalarımızı geri Suresi 37. Ayet E hum hayrun em kavmu tubbein vellezîne min kablihim, ehleknâhum innehum kânû mucrimînmucrimîne. Onlar mı yoksa Tubba’nın kavmi ve onlardan öncekiler mi daha hayırlı? Biz onları helâk ettik. Çünkü onlar Suresi 38. Ayet Ve mâ halaknâs semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ lâibînlâibîne. Ve gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri, oyun olsun diye Suresi 39. Ayet Mâ halaknâhumâ illâ bil hakkı ve lâkinne ekserahum lâ ya’lemûnya’lemûne. İkisini de haktan başka bir şey ile yaratmadık ikisini de hak ile yarattık. Ve lâkin onların çoğu Suresi 40. Ayet İnne yevmel faslı mîkâtuhum ecmaînecmaîne. Muhakkak ki fasıl günü, onların hepsinin belirlenmiş Suresi 41. Ayet Yevme lâ yugnî mevlen an mevlen şey’en ve lâ hum yunsarûnyunsarûne. O gün, dosttan dosta hiçbir şey fayda vermez. Ve onlara yardım Suresi 42. Ayet İllâ men rahimallâhu, innehu huvel azîzur rahîmrahîmu. Ancak Allah’ın rahmet Rahîm esmasıyla tecelli ettiği kimse hariç. Muhakkak ki O, Azîz’dir, Rahîm’ Suresi 43. Ayet İnne şeceratez zakkûmzakkûmi. Muhakkak ki zakkum Suresi 44. Ayet Taâmul esîmesîmi. Günahkârların Suresi 45. Ayet Kel muhli, yaglî fîl butûnbutûni. Erimiş maden gibi karınlarında Suresi 46. Ayet Ke galyil hamîmhamîmi. Kaynar suyun kaynaması Suresi 47. Ayet Huzûhu fa’tilûhu ilâ sevâil cahîmcahîmi. Onu tutun yakalayın! Hemen cehennemin ortasına Suresi 48. Ayet Summe subbû fevka ra’sihî min azâbil hamîmhamîmi. Sonra başının üstüne azap olarak kaynar su Suresi 49. Ayet Zuk, inneke entel azîzul kerîmkerîmu. Azabı tat! Hani sen, gerçekten azîzdin ve kerimdin kendini öyle zannediyordun.Duhân Suresi 50. Ayet İnne hâzâ mâ kuntum bihî temterûntemterûne. Muhakkak ki bu azap, sizin şüphe ettiğiniz Suresi 51. Ayet İnnel muttakîne fî makâmin emînemînin. Muhakkak ki takva sahipleri, mutlaka emin Suresi 52. Ayet Fî cennâtin ve uyûnuyûnin. Cennetlerde ve Suresi 53. Ayet Yelbesûne min sundusin ve istebrakın mutekâbilînmutekâbilîne. Karşılıklı ipekten ve atlastan giysiler Suresi 54. Ayet Kezâlike ve zevvecnâhum bi hûrin înînin. İşte, böyle. Ve onları, iri gözlü huriler ile Suresi 55. Ayet Yed’ûne fîhâ bi kulli fâkihetin âminînâminîne. Orada emniyet içinde her çeşit meyveden Suresi 56. Ayet Lâ yezûkûne fîhâl mevte illâl mevtetel ûlâ, ve vekâhum azâbel cahîmcahîmi. Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Ve Allah, böylece onları cehennem azabından Suresi 57. Ayet Fadlen min rabbike zâlike huvel fevzul azîmazîmu. Senin Rabbinden fazl lütuf olarak işte bu, en büyük kurtuluş fevz-ül Suresi 58. Ayet Fe innemâ yessernâhu bi lisânike leallehum yetezekkerûnyetezekkerûne. İşte böylece O’nu Kur’ân-ı Kerim’i, senin lisanın ile kolaylaştırdık. Umulur ki onlar tezekkür Suresi 59. Ayet Fertekib innehum murtekıbûnmurtekibûne. Artık gözle bekle! Muhakkak ki onlar da bekleyenler Suresi KURAN-I KERİM TÜM SURELERKuran-ı Kerim Hakkında BilgiKur’ân-ı Kerim Nüzul İniş Sırasına göre SurelerFatiha SuresiBakara SuresiBakara Suresi FaziletleriYasin suresiKısa Namaz Sureleri
Cuma Suresi, Medine döneminde inmiştir. 11 âyettir. Sûre, adını 9. âyette geçen “elCumu’a”kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca, Hz. Muhammed’in peygamberolarak gönderilişi, Yahudilerin Allah’ın dininden yan çizmeleri ve Cumanamazı ile ilgili bazı hükümler konu Suresi ArapçaCuma Suresi Arapça DinleCuma Suresi TürkçeCuma Suresi Türkçe Meali OkuCuma Suresi Türkçe Meali DinleCuma Suresi KonusuCuma Suresi NuzülCuma Suresi FaziletiCuma Suresi Hakkında Sıkça Sorulan SorularCuma Suresi TefsiriCuma Suresi HakkındaCuma Suresi ArapçaCuma Suresi Arapça yazılı olarak Suresi Arapça 1. Sayfaبِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِيُسَبِّـحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ١هُوَ الَّذ۪ي بَعَثَ فِي الْاُمِّيّ۪نَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۗ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ٢وَاٰخَر۪ينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ٣ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ٤مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَاراًۜ بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ٥قُلْ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ هَادُٓوا اِنْ زَعَمْتُمْ اَنَّكُمْ اَوْلِيَٓاءُ لِلّٰهِ مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ٦وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُٓ اَبَداً بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ٧قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذ۪ي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاق۪يكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟٨Cuma Suresi Arapça 2. Sayfaيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ وَذَرُوا الْبَيْعَۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ٩فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلٰوةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ١٠وَاِذَا رَاَوْا تِجَارَةً اَوْ لَهْواًۨ انْفَضُّٓوا اِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَٓائِماًۜ قُلْ مَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ١١Cuma Suresi Arapça DinleCuma Suresi Arapça Dinle, Cuma Suresi’ni Abdulbaset Abdussamed’in sesinden Arapça olarak dinlemek için Oynatma ▶️ butonuna Suresi TürkçeCuma Suresi Türkçe yazılı olarak Suresi Türkçe 1. SayfaBismillahir rahmanir lillahi ma fis semavati ve ma fil ardıl melikil kuddusil azizil bease fil ummiyyine resulen minhum yetlu aleyhim ayatihi ve yuzekkihim ve yuallimuhumul kitabe vel hikmeh, ve in kanu min kablu le fi dalalin aharine minhum lemma yelhaku bi him, ve huvel azizul fadlullahi yu’tihi men yeşau, vallahu zul fadlil hummilut tevrate summe lem yahmiluha ke meselil hımari yahmilu esfara, bi’se meselul kavmillezine kezzebu bi ayatillah, vallahu la yehdil kavmez ya eyyuhellezine hadu in zeamtum ennekum evliyau lillahi min dunin nasi fe temennevul mevte in kuntum la yetemennevnehu ebeden bi ma kaddemet eydihim, vallahu alimun biz innel mevtellezi tefirrune minhu fe innehu mulakikum summe tureddune ila alimil gaybi veş şehadeti fe yunebbiukum bi ma kuntum ta’ Suresi Türkçe 2. SayfaYa eyyuhellezine amenu iza nudiye lis salati min yevmil cumuati fes’av ila zikrillahi ve zerul bey’a, zalikum hayrun lekum in kuntum ta’ iza kudiyetıs salatu fenteşiru fil ardı vebtegu min fadlillahi vezkurullahe kesiren leallekum iza reev ticareten ev lehveninfaddu ileyha ve terekuke kaima, kul ma indallahi hayrun minel lehvi ve minet ticareh, vallahu hayrur Suresi Türkçe Meali OkuCuma Suresi Türkçe Meali yazılı olarak Suresi Türkçe Meali 1. SayfaRahman ve Rahim olan Allah’ın ve yerde ne varsa hepsi, mülkün sahibi, öyle lekesiz mukaddes, hem güçlü hem hikmet sahibi olan Allah için tesbih ümmiler içinde kendilerinden olup onlara ayetlerini okuyan, onları temize çıkarıp parlatan, onlara kitap ve hikmet öğreten bir peygamber gönderen. Oysa bundan önce açık bir sapıklık henüz kendilerine katılmamış diğer insanlara da göndermiştir o peygamberi. O, öyle güçlü, öyle hikmet o Allah’ın lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, çok büyük lütuf Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin haline benzer. Allah’ın ayetlerini yalanlayan topluluğun durumu ne çirkin! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola ki “Ey Yahudiler, siz diğer insanların değil de yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, haydi ölmeyi temenni edin, eğer davanızda samimi iseniz!”Oysa onlar, ellerinin sunduğu günahlar yüzünden onu asla temenni etmezler. Allah zalimleri ki “Haberiniz olsun, o kaçıp durduğunuz ölüm, mutlaka gelip size çatacaktır; sonra O, bütün görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz de O size neler yaptığınızı haber verecektir.”Cuma Suresi Türkçe Meali 2. SayfaEy iman edenler, Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında hemen Allah’ın zikrine anılmasına koşun ve alım satımı bırakın; eğer bilirseniz, o sizin için daha kılındıktan sonra da yeryüzüne dağılın, Allah’ın bol nimetinden nasip arayın ve Allah’ı çok zikredin ki, kurtuluş iken, bir ticaret veya eğlenti eğlence gördüklerinde ona fırladılar ve seni ayakta bıraktılar. De ki “Allah’ın katındaki, eğlenceden de ticaretten de hayırlıdır ve Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.”Cuma Suresi Türkçe Meali DinleCuma Suresi Türkçe Meali Dinle, Cuma Suresi Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN’in çevirisini yaptığı Türkçe Meali, Ahmet DENİZ’in sesinden dinlemek için lütfen Oynatma ▶️ butonuna Suresi KonusuCuma Suresi konusu, Esmâ-i hüsnâdan dört ismin yer aldığı bir tesbih ifadesiyle başlayan sûrede Hz. Peygamber’in gönderilmesinin hikmetlerine değinilmekte, kendilerine Tevrat verilenlerin bu ilâhî emanetin sorumluluğunu taşıyamadıkları belirtilip yahudilerin bazı bencilce iddiaları eleştirilmekte, cuma namazının müslümanlar açısından taşıdığı önem ve bu ibadetin anlamı üzerinde müfessirlere göre bu sûrede yahudilerin kendileri için övünç konusu yaptıkları şu üç iddia çürütülmüştür a Yalnız kendilerinin kutsal kitap sahibi oldukları ve başka bir toplumun içinden peygamber çıkamayacağı, b Kendilerinin Allah’ın has ve imtiyazlı kulları oldukları, c Allah’ın kendileri için kutsal bir gün cumartesi belirlediği ve müslümanların kutsal kitaplarında ise böyle bir belirleme bulunmadığı bk. Zemahşerî, IV, 97.Cuma Suresi NuzülMushaftaki sıralamada altmış ikinci, iniş sırasına göre yüz onuncu sûredir. Muhtemelen hicretin 1. yılında nâzil olmuştur bk. Emin Işık, “Cuma Sûresi”, DİA, VIII, 92. Derveze, sûrede yahudilerden bahsedildiği, Hendek Savaşı’ndan sonra ise Medine’de yahudi kalmadığı noktasından hareketle en azından bu savaştan söz eden Ahzâb sûresinden önce inmiş olması gerektiğini ifade eder VIII, 227. Aynı kanaati paylaşan Süleyman Ateş, Ebû Hüreyre’den yapılan –sûrenin kendisinin müslüman olmasından sonraki bir tarihte indiği bilgisini içeren– rivayetin sahih olamayacağını, çünkü onun Hayber’in fethi sırasında Hz. Peygamber’e gelip müslüman olduğunu ifade eder ve bu rivayeti ona yapılmış bir iftira olarak niteler IX, 429, 431. Fakat İbn Âşûr’a göre, Hendek Savaşı’ndan sonra da bazı müslümanların Hayber yahudileriyle ortak ziraî faaliyetlerinin devam ettiği ve aralarında sıkı bir iletişimin bulunduğu dikkate alındığında XXVIII, 169, sûrede onlardan söz edilmesini yadırgamamak gerekir ve Ebû Hüreyre’nin rivayeti esas alınarak bu sûrenin Hayber’in fethedildiği yıl nâzil olduğu düşünülebilir XXVIII, 204, 205.Cuma Suresi FaziletiCuma Suresi fazileti,Cuma Suresi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular Cuma Suresi Kur’an-ı Kerim’de hangi sayfadadır? Kaçıncı sayfada başlar?Cuma Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 552. sayfada başlayıp, 553. sayfada son bulur. Cuma Suresi hangi cüz içinde yer alır?Cuma Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 28. cüzdedir. Cuma Suresi toplam kaç sayfadır?Cuma Suresi, Kur’an-ı Kerim’de toplam 2 sayfa içinde Suresi TefsiriKur’an Yolu Tefsiri kitabının Cuma Suresi Tefsiri yazılı Suresi 1. Ayet Tefsiri Evrendeki bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiğine ilişkin ifadelerde –önceki sûrenin başında olduğu gibi– yer yer geçmiş zaman fiili kullanılmış; ama Arap dilinde bu zaman kalıbıyla daima geçmişte olup bitme anlamı değil bazan fiilin konusunun gerçekleştiğini kesin biçimde belirtme anlamı kastedildiğinden orada ve benzeri yerlerde bu fiil “tesbih etmektedir” şeklinde çevrilmiştir. Bu ve benzeri âyetlerde ise “tesbih ediyor” veya “tesbih eder” anlamına gelen bir fiil kullanılması, tesbih olgusunun halen devam ettiğine ve böyle sürüp gideceğine özel vurgu yapan bir ifade olarak anlaşılmıştır Râzî, XXX, 2; “tesbîh” hakkında bk. İsrâ 17/44; bu âyette geçen esmâ-i hüsnâdan “melik, kuddûs, azîz ve hakîm”in anlamları için bk. Haşr 59/22-24. Kaynak Kur’an Yolu Tefsiri Cilt 5 Sayfa 344Cuma Suresi 2-4. Ayet Tefsiri Peygamberin temel görevi Allah’ın âyetlerini okuma yani aldığı vahyi olduğu gibi bildirme, insanları arındırma yani ruhen yücelmeleri, davranış güzelliğine erişmeleri ve insana yaraşmayan hallerden kurtulmaları için onları eğitme, tebliğ ve eğitimle yetinmeyip aynı zamanda öğretme ve açıklama kitabı ve hikmeti öğretme şeklinde özetlenmekte, Resûl-i Ekrem’in yalnız ilk muhataplarına değil daha sonra geleceklere de elçi olarak gönderildiği belirtilmekte, peygamber ve vahiy gönderme veya peygamberlik görevi vermenin ilâhî bir lutuf olduğu, bunun da ancak Allah’ın dilemesine bağlı bulunduğu bildirilmektedir. Ümmî kelimesi bu bağlamda, “büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen Araplar” veya “kendilerine ait ilâhî bir kitabı olmayan topluluk” anlamlarıyla açıklanmıştır peygamberin belirtilen görevleri ve muhatapların daha önce açık bir sapkınlık içinde olmaları hakkında bk. Bakara 2/129, 151; Âl-i İmrân 3/164; “hikmet” hakkında bk. Bakara 2/269; “ümmîler” kelimesinin anlamları hakkında bk. Bakara 2/78; Âl-i İmrân 3/20, 75; “ümmî peygamber” tabiri hakkında bk. Arâf 7/157, 158.3. âyetin “O, ileride onlardan olacak, henüz kendilerine katılmamış bulunan daha başkalarına da gönderilmiştir” şeklinde çevrilen kısmı önceki âyete gramer açısından şu şekillerde bağlanabilmektedir a Ümmîlere ve –henüz kendilerine katılmamış olan– daha başkalarına da gönderilmiş bir elçi, b Ümmîlere ve –henüz kendilerine katılmamış olan– daha başkalarına da Allah’ın âyetlerini okuyan … bir elçi Şevkânî, V, 259. İbn Âşûr Arap dili kurallarına göre birinci şıkkı doğru bulmaz. Fakat her iki ihtimale göre âyetin mesajı açısından farklı bir sonuç çıkmamaktadır; kendisinin de belirttiği üzere burada amaç, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin belirli bir dönem ve belirli bir toplumla sınırlı olmadığını ifade etmektir XXVIII, 210-211. Bu anlamı daraltıcı yorumlar yapılmış olmakla beraber, bunlar sağlam bir delile dayanmamaktadır. Taberî de bu yorumları naklettikten sonra âyetin anlamının genel olduğunu belirtir XXVIII, 95-96. Kaynak Kur’an Yolu Tefsiri Cilt 5 Sayfa 344-345Cuma Suresi 5-8. Ayet Tefsiri Esasen yahudi telakkisine göre iman esaslarının ayrıca bildirilmesine gerek yoktur; zira her yahudi dünyaya gelişiyle birlikte, Allah’la çeşitli peygamberler, özellikle Hz. Mûsâ arasında yapılan ilâhî ahde bağlı olmaktadır. Hatta bu sebeple ayrıca bir iman ikrarı ve bunun için gerekli formül uzun süre tesbit edilememiştir. Söz konusu ahid tabii ki öncelikli olarak Allah’ın, peygamberleri aracılığıyla bildirdiklerine sahip çıkma, onları gizlememe ve gereğini yerine getirme taahhüdünü içeriyordu bk. Âl-i İmrân 3/81, 187. Ne var ki kendilerine Tevrat yüklenen yani onunla yükümlü tutulan Zemahşerî, IV, 96-97 yahudiler bu sözlerini hatırlamak istemediler. Ama bu yükümlülüğü inkâr da edemedikleri için Tevrat’ın yükü sırtlarında kalmış oldu. Bu yük omuzlarında hissettikleri bir sorumluluk olmaktan çok sırtlarında taşıdıkları bir ağırlık halinde kaldığı için, bu tutumu benimseyenler 5. âyette oldukça ağır bir benzetme yapılarak eleştirilmiştir. Sırtında koca koca kitaplar taşıdığı halde onların sadece maddî ağırlığı altında ezilen ama kendisiyle onların içerikleri arasında bir bağ kurma yeteneğine sahip olmayan merkep benzetmesi, bir mesel somut düşünmeyi ve sonuçlar çıkarmayı kolaylaştıran canlı bir örnek olduğu için kuşkusuz sırf Tevrat’la yükümlü tutulanlara değil benzer tutumu benimseyen bütün ilâhî dinlerin mensuplarına yöneltilmiş bir eleştiri ve uyarı niteliğindedir. Âyetin son cümlesi de bu uyarının genel olduğunu sûresinin 94. âyetinde de yahudilere, şayet Allah katında âhiret yurdunun başka insanlara değil de sırf kendilerine ait olduğu iddiasında samimi iseler, ölümü istemeleri çağrısı yapılmış ve 95. âyetinde bunu asla yapamayacakları belirtilmiştir. Bu ifadeden onların âhiret mutluluğunun sırf kendilerinin olacağını iddia ettikleri anlaşılmaktadır. Burada ise âhiretle ilgili kuruntularına değil, bütün insanlar içinde yalnız kendilerinin Allah’ın dostları oldukları iddiasına gönderme yapılmakta, ama kendisinden kaçıp durdukları ölümü asla temenni etmeyecekleri hatırlatılarak bu iddialarında da samimi olmadıklarına dikkat değişik âyetlerinden anlaşıldığına göre ilâhî dinlerin temel iman esasları aynıdır, Hz. Mûsâ’ya bildirilenle Hz. Muhammed’e bildirilen arasında bu açıdan fark yoktur. Halbuki Bakara sûresinin 96. âyetinin tefsiri sırasında belirtildiği üzere Hz. Mûsâ’ya nisbet edilen bugünkü Tevrat’ta âhiret fikri zayıf ve müphem olup ölüm sonrası diriliş ve âhiret hayatıyla ilgili bilgiler ve inanç esasları ancak tarih olarak oldukça geç dönemlere ait kutsal kitap metinlerinde yer tutabilmiştir. Kanaatimizce, birçok çağdaş Kitâb-ı Mukaddes araştırmacısı tarafından kabul edilen mevcut Tevrat’ın, farklı metinlerin bir araya getirilmesi sonucunda oluşturulduğu ve aynı kaynaktan gelmediği yönündeki tesbit de dikkate alındığında, Tevrat’taki bu durum ile yahudilerin kendi yapıp ettikleri yüzünden ölüm sonrasına ait beklentilerinin zayıflamasından söz edilen bir bağlamda Tevrat’la ilgili sorumluluklarının bilincinde davranmadıkları eleştirisine yer verilmesi arasında bir bağ kurularak, yahudilerin Tevrat’ın bu konuya ilişkin içeriğini korumada kusurlu davrandıkları uyarısının yapıldığı sonucuna ulaşılabilir. 5. âyetin “Allah’ın âyetlerini yalan sayan kavmin misali ne kötü!” şeklinde çevrilen son cümlesi de bu kanaati desteklemektedir. Şu var ki bu husus, 5. âyette belirtildiği üzere, yazılı Tevrat ile sınırlıdır ve Yahudilik’te âhiret inancının bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Hatta aksine, konuya ilişkin araştırmalar yahudi tarihi boyunca –ifade ediliş biçimi, içinde yaşanan çağa, coğrafyaya ve kültüre göre farklılıklar taşısa da– öldükten sonra hayatın devam ettiği fikrinin ve âhiret inancının var olduğunu ortaya koymaktadır bu konuda bilgi, özellikle Tora’da Tevrat ölüm sonrası hayatın varlığını gösteren bazı pasaj ve ifadelere dikkat çeken açıklamalar için bk. İsmail Taşpınar, Duvarın Öteki Yüzü / Yahudi Kaynaklarına Göre Yahudilik’te Ahiret İnancı, İstanbul 2003.Bakara sûresindeki çağrı ile burada yapılan çağrı arasındaki ortak nokta ise, ölümü asla istemeyeceklerinin asıl sebebi öteki hayata dönük ümitlerini söndürecek derecede kötü işler yapmış ve âhiret hayatının varlığını bildikleri halde dünya hayatına taparcasına bağlanmış olmalarıdır. Bu son nokta Bakara sûresinin 96. âyetinde, “Yemin olsun ki, onları insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun” şeklinde, burada 8. âyette de “kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm” denerek ifade edilmiştir Tevrat ve Yahudilik hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/3-4; Ömer Faruk Harman, “Tevrat”, İFAV Ans., IV, 363-367; “Yahudilik”, İFAV Ans., IV, 464-470; ölümün mahiyeti hakkında bk. Âl-i İmrân 3/185; nefis-ruh-insan ilişkisi için bk. Nisâ 4/1; İsrâ 17/85. Kaynak Kur’an Yolu Tefsiri Cilt 5 Sayfa 345-347Cuma Suresi 9-11. Ayet Tefsiri Müslümanların cuma günü yaptıkları haftalık toplu ibadetin önemi üzerinde durulmakta ve Resûlullah döneminde yaşanan bir olay ışığında ibadet ciddiyeti ve mabet âdâbıyla ilgili bir uyarı cuma şeklinde telaffuz edilen “cuma” cumua, cumaa kelimesi, “toplamak, bir araya getirmek” anlamına gelen “cem” kökünden türetilmiş bir isimdir. İslâm’dan önce “arûbe” diye anılan bu günün cuma adını almasının sebebi hakkında değişik izahlar bulunmakla beraber, bunların ortak noktası toplantı günü olması özelliğidir. Bu günün önemi ve faziletiyle ilgili birçok hadis bulunmaktadır. Bunlardan ikisinin anlamı şöyledir “Güneşin doğduğu en hayırlı gün cumadır. Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete girmiş ve o gün cennetten çıkarılmıştır. Kıyamet de cuma günü kopacaktır” Müslim, “Cuma”, 18; “Cumada öyle bir an vardır ki eğer müslüman bir kul o anı denk getirir Allah’tan iyi bir dilekte bulunursa Allah onu kendisine muhakkak verir” Müslim, “Cuma”, 13-15. Bazı rivayetlere dayanarak müslümanlar cuma gününün kendileri için bir bayram günü olduğunu kabul ederler ve bu güne ayrı bir önem verirler. Cuma hazırlığı çerçevesinde sünnet olan işlerin başında boy abdesti almak gelir; hatta bu, bazı âlimlere göre günü öğle vaktinde öğle namazı yerine kılınan namaza cuma namazı denir. Belli şartların varlığı halinde cuma namazının farz olduğu hususunda icmâ vardır. Cuma namazının tarihçesi hicret öncesine uzanır. Peygamberliğin 11. yılı m. 620 hac mevsiminde gerçekleşen ilk Akabe görüşmesi sonucunda Yesribli Medineli altı kişinin müslüman olmasını takiben bu şehirde İslâmiyet yayılmaya başlamış, hatta ertesi yıl yapılan Birinci Akabe Biatı’nın ardından Resûl-i Ekrem Medineliler’e İslâm dini hakkında bilgi vermesi ve Kur’an öğretmesi için Musab b. Umeyr’i görevli olarak göndermişti. İşte kaynaklar anılan bu ilk görüşmede Hz. Peygamber’e ilk olumlu cevabı veren ve peygamberliğin 13. yılında m. 622 yapılan İkinci Akabe Biatı’nda kendi aile çevrelerindeki İslâmî gelişmeleri takiple görevli on iki kabile sorumlusuna başkan nakîbü’n-nukabâ seçilen Esad b. Zürâre’nin Medine yakınlarında cuma namazı kıldırdığını kaydetmektedir. Bazı rivayetlerde Musab b. Umeyr’in de bu dönemde Medine’de cuma namazı kıldırdığı belirtilir. Hz. Peygamber’in ilk defa cuma namazı kıldırması ise hicret esnasında olmuştur. Şöyle ki, Resûlullah Medine’ye bir saat mesafede bulunan Kuba’ya varınca orada konaklamış ve pazartesiden perşembeye kadar ashabı ile beraber çalışarak İslâm’ın ilk mescidini inşa etmiştir. Cuma günü buradan hareket edip Medine yakınlarında Rânûnâ vadisine ulaştığında buradaki Sâlim b. Avf kabilesine misafir olmuş ve o sırada cuma vakti girdiğinden anılan vadideki namazgâhta cuma namazını kıldırmıştır. Günümüzde, bu yerde inşa edilmiş ve Mescid-i Cuma adıyla anılan küçük bir cami bulunmaktadır. O tarihten sonra toplu cuma ibadeti düzenli bir farîza olarak ifa edilmekle beraber konumuz olan âyetlerle bu ibadetin önemi pekiştirilmiş ve –aşağıda açıklanacağı üzere– bir olaydan hareketle hem bu namazın cemaat olarak yerine getirilmesi gereği hem de bu sırada dikkat edilecek bazı hususlarla ilgili mesajlar âyetteki özel vurgunun yanı sıra Resûlullah’ın birçok hadisinden cuma namazının diğer namazlardan daha önemli bir farîza olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan biri meâlen şöyledir “Her kim önemsemediği için üç cumayı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler” Ebû Dâvûd, “Salât”, 210; Tirmizî, “Cuma”, 7. Hürriyeti kısıtlanmamış, yolculuk halinde olmayan ve geçerli mazereti bulunmayan müslüman erkeklere cuma namazı farzdır. Hastalık, camiye gidemeyecek ölçüde yaşlılık, hasta bakıcılık, hava ve yol durumunun sağlığa zarar verecek ölçüde olumsuz olması, can ve mal güvenliğinin tehlikeye girmesi cuma namazına gitmemeyi meşru kılan mazeretlerdir. Yine fakihlerin birçoğuna göre camiye götürecek kimsesi bulunsa bile âmâya cuma namazı farz değildir. Kendilerine cuma namazı farz olmayan kadınlar ve geçerli mazereti bulunan erkekler camiye gidip bu namazı kıldıkları takdirde ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez. Cuma namazının geçerli olabilmesi için ileri sürülen şartlar özetle şunlardır 1. Cuma kılınacak yerin şehir veya şehrin civarında bir yerleşim birimi olması, 2. Caminin belli özellikler taşıması, 3. Namazın devlet başkanı veya devlet otoritesinin izin verdiği bir imam tarafından kıldırılması, 4. Belirli sayıda cemaat bulunması, 5. Muayyen vakitte kılınması, 6. Hutbe okunması. Bu namazın müslümanların hayatında özel bir öneme sahip olması sebebiyle ve konuya ilişkin uygulamaların da etkisiyle müctehidler belirtilen hususlarda bazı şartlar ileri sürmüşlerse de zamanla bu görüş ayrılıklarının söz konusu ictihatların asıl amacı dışına çıkarılarak derinleştirildiği bir gerçektir. Esasen vakit ve hutbe şartı ile ilgili önemli bir ihtilaf bulunmamaktadır Cuma namazının vakti –Hanbelîler’in dışındaki– üç mezhebe göre öğle namazının vaktiyle aynıdır; hutbenin şart olduğunda ise görüş birliği vardır. Diğer şartlara gelince, bunlarla ilgili görüşlerin delilleri ve amaçları dikkate alındığında, küçük veya büyük bir yerleşim biriminde bulunan müslümanların cemaatte belirli bir sayı aranmaksızın ve arkasında namaz kılmaya razı olunan bir imam bulunduğunda cuma namazını kılmalarının gerekli olduğu sonucuna namazının iki rekat olduğu hususunda İslâm âlimleri arasında görüş birliği vardır. Buna cuma namazının farzı denmektedir. Bu namazı kıldırırken imam, öğle namazından farklı olarak Fâtiha’yı ve zamm-ı sûreyi sesli okur. Resûl-i Ekrem’in cuma günü öğle vaktinde gerek hutbeden önce gerekse anılan iki rekat farz namazdan sonra bir miktar nafile namaz kıldığı bilinmektedir. Fakat rekat sayıları hakkında farklı rivayetler bulunduğu için bu konuda mezhepler de farklı değerlendirmeler yapmışlardır. Hanefî mezhebince benimsenen uygulama şudur Hutbeden önce dört rekat, farzdan sonra da Ebû Hanîfe’ye göre dört rekat, Ebû Yûsuf ve Muhammed b. Hasan’a göre biri dört diğeri iki olmak üzere toplam altı rekat sünnet kılınır. Yukarıda değinilen sıhhat şartlarındaki eksiklik veya eksiklikler sebebiyle kılınan cuma namazının geçerli olmayabileceği ihtimalinden hareketle bazı yerlerde “zuhr-i âhir” adıyla kılınan dört rekatlık namazın sünnette ve sahâbe tatbikatında bir dayanağı namazı beş vakte ilâve bir namaz olmayıp cuma günlerinde –yükümlüleri açısından– öğle vaktinin ibadetidir. Bütün İslâm âlimlerine göre, namazla yükümlü olmakla beraber kendisine cuma namazı farz olmayanlar veya farz olup da bu namazı kaçıranlar dört rekat öğle namazı âyette yer alan buyruk gereğince cuma namazı ile yükümlü olanların cuma namazı için çağrı yapıldığında her işi bırakıp hemen toplu ibadet mahalline yönelmeleri gerekir. Burada “Alışverişi bırakın” buyurulmasını lafızcı bir yaklaşımla yorumlayıp sadece alışverişle meşgul olmanın yasaklandığını söyleyenler bulunmakla beraber âlimlerin çoğunluğuna göre maksat bununla sınırlı olmayıp benzeri işler, hatta namazdan alıkoyan her türlü meşgale de bu kapsamdadır. Râzî bir taraftan alışverişin günlük hayatın en yaygın meşguliyet türü olması diğer taraftan da ticaretle uğraşanların kendilerini kazanma arzusuna kaptırma ihtimalinin daha fazla olması sebebiyle bu örneğin seçilmiş olduğunu belirtir XXX, 10. Tabii ki –o sırada güvenlik görevi ifa etme gibi– gerekli ve meşru olan meşgaleler bu kapsamda Peygamber ve ilk iki halife zamanında sadece, imam hutbe için minbere çıktığında ezan okunuyordu; üçüncü halife Hz. Osman cuma vaktinin geldiğini haber vermek üzere bir de dış tarafta ezan okutmaya başladı ve bu bütün sahâbîler tarafından uygun görüldü; bu konuda sahâbe icmâı meydana geldi. Bu uygulama öncesinde âyette sözü edilen ve başka işleri terketmeyi gerektiren çağrının ülkemizde “iç ezan” diye bilinen ezan olduğunda şüphe bulunmamakla beraber, bir kısım fakihler Hz. Osman zamanında başlatılan ezanın da icmâ ile sâbit olması ve cuma namazına çağrı niteliği taşıması sebebiyle anılan yasağın artık dış ezanla birlikte başladığını savunmuşlardır. Ezandan namazın tamamlanmasına kadarki süre içinde alışveriş ve benzeri bir işle meşgul olmak yasaklanmış olmakla beraber bu esnada yapılan hukukî muamelelerin geçerli olup olmadığı hususunda fakihler arasında görüş ayrılığı vardır bilgi için bk. Elmalılı, VII, 4961-4990; Hayreddin Karaman, “Cuma”, DİA, VIII, 85-89.Âyetin “Allah’ı anmaya koşun” diye çevrilen kısmında “Allah’ı anmak”tan maksadın cuma namazının ayrılmaz bir parçası olan hutbe ile birlikte iki rekatlık farz namaz olduğu genellikle ifade edilir. Hatta mezhep imamlarından Ebû Hanîfe buradaki “Allah’ı anma” ifadesine dayanarak, hutbenin rüknünü “Allah’a hamd, O’nu tesbih ve tehlil etmek” şeklinde belirlemiş yani bu şekilde hutbenin asgari gereğinin yerine getirilmiş olacağına hükmetmiştir. Bu arada bazı müfessirler, Hz. Peygamber’i, Hulefâ-yi Râşidîn’i ve takvâ sahibi müminleri övme ve öğüt verme içerikli hutbeler bu kapsamda sayılırsa da bazı zalim yöneticileri övücü ifadelerin “Allah’ı anma” değil “şeytanı anma” olarak nitelenmesi gerektiğini hatırlatırlar. Müfessirlerce genellikle, “koşun” emrinden gerçek anlamda koşma, telâşla yürüme ve hızla gitmenin kastedilmediği belirtilir. Bununla birlikte bazıları bunun “gidiniz” anlamına geldiğini, nitekim bu mânaya gelen bir kıraatin de bulunduğunu savunurken, bazıları kalp ve niyetle yönelme, bazıları da bir aksiyon amel gösterme yani işe koyulma mânasında olduğunu söylerler. İbn Atıyye son anlamı açıklarken kalkıp abdest almak, elbisesini giymek, yola çıkmak gibi eylemlerin hepsinin bu kapsamda düşünülmesi gerektiğini kaydeder bk. Zemahşerî, IV, 98-99; İbn Atıyye, V, 308-309; Şevkânî, V, 261-262; hutbe ve ilgili hükümler hakkında bilgi için bk. Mustafa Baktır, “Hutbe”, DİA, XVIII, 425-428.10. âyette geçen “yeryüzüne dağılınız” anlamındaki buyruk, cuma namazının kılınmasından sonra çalışmaya, dünya işiyle meşgul olmaya dinî bir engel bulunmadığını belirtmektedir. Bu ifadeyle muhtemelen, müslümanların yakın çevrelerinde dinî telakkilerine en fazla muttali oldukları yahudilerin cumartesi gününe ilişkin uygulamaları dolaylı biçimde eleştirilmiş olmaktadır. Zira onlar bir taraftan bu konuda kutsal kitaplarında yer alan ifadeyi yüce Allah’ın kudretini sınırlar ve O’na noksanlık izâfe eder bir biçime dönüştürmüşler Tekvîn 2/2-3, bir taraftan da ya bu güne ilişkin buyruğa hiç uymama yahut onu çerçevesi dışına taşırıp cumartesiyi abartılı bir yasaklar günü haline getirme şeklinde aşırılıklara gitmişlerdi bk. Bakara 2/65; Arâf 7/163-165. Böylece “Yeryüzüne dağılınız” buyurularak, cuma namazı çağrısı üzerine dünya meşgalesini bırakıp hemen toplu ibadet mahalline gitme vecîbesinin yanlış anlaşılması önlenmiş, yasağın namaz süresiyle sınırlı olduğuna açıklık getirilmiştir. İfadenin asıl amacı bu olmakla beraber, buradaki emir ifadesinden ayrıca çalışmaya teşvik anlamı da çıkarılabilir; çünkü âyetin devamında “ve Allah’ın lutfundan nasip arayınız” buyurulmaktadır. Bu da, namaz süresine ilişkin yasağın tembelliğe itici bir sebep olarak algılanmaması için yapılmış bir uyarı olmalıdır. Şu var ki “Bu ifade, –Ehl-i kitaba benzememek için– cuma gününün tatil edilmesinin dinen doğru olmadığını göstermektedir” şeklindeki çıkarıma bk. Kāsımî, XVI, 164 katılmak mümkün değildir. Zira bilinçli bir tercihle haftalık dinlenme gibi meşrû bir ihtiyacın karşılanmasını bu tür gerekçelerle önlemek de dinden olmayan şeyleri dine mal etme sonucunu doğurur ayrıca bk. Furkan 25/47; Rûm 30/23; Zâriyât 51/17-18; Nebe’ 78/9. Öte yandan bu âyetin “Allah’ı da çok anın ki kurtuluşa eresiniz” meâlindeki cümlesiyle, gerçek dindarlığa yalnız mâbed içinde ibadet edilmekle ulaşılamayacağına, burada olduğu gibi mabet dışında da Allah’ı anmanın, iş ve ticaret hayatında da O’nun rızâsını gözetmenin önemli olduğuna vurgu yapıldığı dikkatten kaçırılmamalıdır Emin Işık, “ VIII, 93.Önemli bir eleştirinin yer aldığı 11. âyette değinilen olayla ilgili olarak kaynaklarda yer alan bilgiler özetle şöyledir Bir gün Resûlullah cuma hutbesi irat ederken Medine’ye bir ticaret kervanının ulaştığını ilân eden sesler duyuldu. O sıralarda kıtlık olduğu için gıda maddesi getirecek bir kervanın gelmesi dört gözle bekleniyordu. Bu sesleri duyan cemaatin önemli bir kısmı o anda ibadet halinde olduklarını unutup yerlerinden fırladılar ve o tarafa doğru koşmaya başladılar; mescidde sadece on iki kişinin kaldığı rivayet edilir Buhârî, “Tefsîr”, 62; Tirmizî, “Tefsîr”, 62; Taberî, XXVIII, 103-105; İbn Atıyye, V, 309. Hz. Peygamber’i minberde bu şekilde ayakta dururken bırakıp gidenlerin ilk muhacirler ve ensar değil henüz İslâm’ı özümseyememiş yeni müslümanlar olması da muhtemeldir Derveze, VIII, 233; nitekim bazı rivayetlerde yukarıda belirtilen sayı on ikiden daha yüksektir bk. Zemahşerî, IV, 99; Râzî, XXX, 10. Onları telâşlandıran asıl âmil, gecikip mal alma fırsatını kaçırma kaygısıydı. Fakat kervanın gelişi o günkü âdetlere göre çalgı aletleriyle ve insanların ona eşlik eden sevinç çığlıklarıyla duyurulduğu için bu koşuşturma aynı zamanda bir şenlik ve eğlence havası da oluşturuyordu. İşte âyette bu sebeple hem ticaret hem eğlence faktörüne değinilmiştir; ama “ona” zamirinin müennes dişil olması, yöneldikleri esas şeyin eğlence değil ticaret olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte âyette, ister alışveriş yapma ister şenliğe katılma arzusuyla olsun, böyle önemli bir ibadetin yarım bırakılmasının tasvip edilemeyeceği, hele Hz. Peygamber’i o halde terketmenin asla edebe uygun olmadığı bildirilerek bu olay ışığında ibadet, toplu hareket, mâbed âdâbı ve peygambere saygı konularında daha bilinçli, titiz ve dikkatli olunması gerektiği uyarısı bu olayın Resûlullah zamanında birkaç defa tekerrür ettiğine dair bir rivayete yer vermekle beraber bu ihtimali zayıf görür XXVIII, 104, 105. İbn Âşûr da âyetin “bırakıverirler” şeklinde geniş zaman ifade etmediğine dikkat çeker XXVIII, 229.Bütün varlıkların sürekli olarak Allah’ı tesbih ettiği belirtilerek başlayan sûre, rızık verenlerin en hayırlısının Allah olduğu yani bütün varlıkları kapsayan bir görüp gözetmenin de yine O’na mahsus bir sıfat oluşu hatırlatılarak sona ermektedir. Kaynak Kur’an Yolu Tefsiri Cilt 5 Sayfa 348-354Cuma Suresi HakkındaMedine devrinde, muhtemelen hicretin birinci yılında nâzil olmuştur. Süleyman b. Yesâr’dan Mekkî olduğuna dair bir rivayet nakledilirse de Buhârî, Müslim ve diğer kaynaklarda yer alan hadisler, ayrıca sûrenin muhtevası onun Medenî olmasını gerektirir; âlimler çoğunluğunun görüşü de budur. Âyet sayısı on bir olan sûrenin fâsılaları م، ن harfleridir. Adını, cuma namazı için ezan okunduğunda camiye gitmeyi emreden 9. âyetinden nüzûl sebebine, 11. âyette yer alan, “Onlar bir ticaret ya da bir oyun ve eğlence gördükleri zaman ona akın ettiler ve seni ayakta bıraktılar” ifadesiyle işaret edilmiştir. Kaynaklarda verilen bilgilerden anlaşıldığına göre, Hz. Peygamber bir cuma günü hutbe okurken dışarıdan gürültüler ve davul sesleri duyulur o günün geleneklerine göre kervanların gelişi davul çalınarak ilân edilirdi. Bunun üzerine birçok sahâbî mescidi terkedip sesin geldiği tarafa doğru gider; bu durum mescidde on iki kişiyle kalan Hz. Peygamber’i çok üzer. Söz konusu kervan Şam tarafından geliyordu ve o yıl Medine’de büyük bir kıtlık hüküm sürdüğünden daha çok zahire ve yiyecek taşıyordu. Kervanın Dihye el-Kelbî’ye ait olduğu rivayet edilmekle birlikte Fahreddin er-Râzî, VIII, 208 bunun gerçeğe uymadığı ve âyetin Câbir b. Abdullah’ın kervanı hakkında nâzil olduğu belirtilmektedir İbn Kesîr, IV, 367; Elmalılı, VI, 4992. Konu ile ilgili bu ve benzeri rivayetler sûrenin nüzûl sebebiyle birlikte nüzûl yılına da ışık tutmaktadır. Çünkü sözü edilen kıtlık hicretten sonra meydana gelmişti. Cuma namazı ise İbn Sad’ın rivayetlerine bakılırsa et-Tabakāt, III, 118, 119 hicretten önce Medine’de kılınmaya başlanmıştı. Ancak bu âyetlerden anlaşıldığına göre sûrenin gelişine kadar ashap arasında cami ve cemaat âdâbıyla ilgili bir disiplin henüz teşekkül konusu, peygamber göndermenin ilâhî hikmet ve faydaları, vahyin yol gösterici etkinliği ve cuma namazıyla ilgili bazı hükümlerden ibarettir. Sûre, esmâ-i hüsnâdan dört ismin yer aldığı, bundan önce ve sonraki bazı sûrelerin de benzer ifadelerle ilk âyetlerini teşkil eden bir tesbih cümlesiyle başlar. Daha sonra Allah’ın ümmî bir kavim içinden peygamber göndermesinin sebepleri ve dolayısıyla peygamberin görevleri açıklanır. Bu görevler, peygamberlerin Allah’ın âyetlerini insanlara okumaları, onları maddî ve mânevî temizliğe teşvik etmeleri, onlara kitabı ve hikmeti öğretmeleridir. Peygamberlerin insanlığa yönelik bu hizmetleri, hem kendi dönemlerindeki insanlara hem de daha sonra gelecek ümmetlere şâmildir. Sûrenin bu konu ile ilgili âyetlerinde peygamberlerin görevleri Hz. Muhammed’in şahsında ifade edildikten sonra önceki ümmetlerden yahudilere gönderilen emirlerin onlar tarafından samimiyetle benimsenmediği ifade edilerek bu tür bir davranış içinde bulunanlar, sırtında Tevrat taşıyan ve tabii olarak onun kudsî muhtevasından habersiz olan merkebe benzetilmiştir. Tevrat gibi mukaddes bir kitaba sahip bulunduklarını söyleyen ve bu sebeple Allah’ın dostları olduklarını ileri süren yahudilerin samimiyetsizliği vurgulanarak onlara şöyle denilmektedir “Eğer Allah’ın dostu olduğunuz iddiasında samimi iseniz dostunuza kavuşmak üzere bir an önce ölmeyi temenni etmelisiniz”. Kur’ân-ı Kerîm’in başka âyetlerinde de belirtildiği üzere bk. el-Bakara 2/94-96 aslında yahudiler, yaratana karşı samimiyetsiz davrandıkları ve O’nun kullarına zulmettikleri için, ölmeyi ve büyük hesap gününe intikal etmeyi hiçbir zaman arzu etmeyen bir psikolojiye son üç âyetinde, cuma vakti gelince işi gücü bırakıp camiye gitme, namaz kılınınca tekrar işe dönme ve Allah’ın fazlu keremine sığınarak geçim için çalışma emredilmiş, mâbed içinde olduğu gibi mâbed dışında da Allah’ı anmanın önemi vurgulanmıştır. Gerçek dindarlığın yalnız mâbed içinde ibadet etmekle elde edilemeyeceğine, dindarın günlük hayatında da Allah’ı unutmaması gerektiğine ve kurtuluşun buna bağlı olduğuna işaret edilmiştir. Aslında bu sonuç kısmı, sûrenin başında göklerde ve yerde olan her şeyin Allah’ı zikir ve tesbih ettiğini bildiren ilk âyetle tam bir uyum içindedir. Mademki her şey sürekli olarak Allah’ın yüceliğini dile getirmektedir, öyleyse müslüman da kâinattaki bu âhenge katılmalı ve Allah’ı zikreden tabiatla uyum sûresi, dindarlığın vahye bağlı olmaksızın gerçekleşmeyeceğini, onun kuru bir iddia veya amelsiz bilgiler yığını ile değil bu bilgilerin yaşanmasıyla elde edilebileceğini ortaya koyar. Müminin, Hz. Peygamber’in tanıttığı engin ilâhî rahmet dünyasında kendi kendisiyle, birlikte ibadet ettiği din kardeşleriyle, hatta bütün insanlarla şeref, haysiyet ve uyum içinde yaşaması gerektiğini III, 313, 370; Buhârî, “Tefsîr”, 62/1-2, “Büyû”, 11; Müslim, “CumǾa”, 36-38, “Fezâǿilü’s-sahâbe”, 231; Tirmizî, “Tefsîr”, 63; İbn Sad, et-Tabakāt, III, 118, 119; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, VIII, 208; Kurtubî, el-CâmiǾ, XVIII, 91-120; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Kurǿân, IV, 367; VIII, 141-150; Aynî, ǾUmdetü’l-kārî, Kahire 1392/1972, XVI, 88-90; Tecrid Tercemesi, III, 3-157; Âlûsî, Rûhu’l-meǾânî, IX, 66-67; Elmalılı, Hak Dini, VI, 4951-4993; Ömer Rıza Doğrul, Tanrı Buyruğu, İstanbul 1947, II, 853; Muhammed Tâhir b. Âşûr, Tefsîrü’t-tahrîr ve’t-tenvîr, Tunus 1984, XXVIII, 204-230; Muhammed Mekkî en-Nâsırî, et-Teysîr fî ehâdîsi’t-tefsîr, Beyrut 1405/1985, VI, Işık We use cookies on our website to give you the most relevant experience by remembering your preferences and repeat visits. By clicking “Accept All”, you consent to the use of ALL the cookies. However, you may visit "Cookie Settings" to provide a controlled consent.
cuma suresi 9 10 11 arapça