🐷 Kadir Suresi Tefsiri Ömer Nasuhi Bilmen

Öz. With his bureaucratic duties and the edited books, Omer Nasuhi Bilmen, an influential scholar in religious education during the Republican period, wrote voluminous works both on the methodology and history of exegesis (tafsīr) and the Qur’ānic exegesis. Kâdirgecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster. 4. Onda melekler ve Ruh, Rabbilerinin izni ile her bir emirden iniverir. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster. 5. O (gece) tan yeri ağarıncaya değin bir selâmettir. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster. klavye oklarıyla önceki/sonraki sureye geçebilirsiniz. ÖMER NASUHİ BİLMEN Ala Suresi Tefsiri, Türkçe Meali ve Açıklaması Bismillâhirrahmânirrahîm Bu mübârek sûre, “Tehvir” sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. On dokuz âyet-i Kerîme’yi içermektedir. Medine-i Münevvere’de nâzil olduğuna kail olanlar da vardır. KuranıKerim Tefsiri 7 Cilt Ömer Nasuhi Bilmen AÇIKLAMASI. Kuranı Kerimin Meali ve Tefsiri. Son dönemin kıymetli âlimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Efendi, İslâmî ilimler alanında çok sayıda değerli eserler bırakmıştır. Bu eserlerden biri de “Kur’an-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsiri” isimli eseridir. Tefhimul-Kur'an Kur'an'ın Anlamı ve Tefsiri (7 Cilt Takım); (Küçük Boy) Ömer Nasuhi Bilmen Tefsirinden Seçme Sureler Tefsir Sosyal Hayat İlişkisi;İmam Kurtubi'nin Bakara Suresi Tefsir Örneği ÖMER NASUHİ BİLMEN Şems Suresi Tefsiri, Türkçe Meali ve Açıklaması Bismillâhirrahmânirrahîm Bu mübârek sûre, El-Kadir sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. On beş âyet-i kerîmeyi içermektedir. Güneşe yemîn ile başladığı için kendisine bu ad verilmiştir. ÖmerNasuhi Bilmen tefsiri ve meali şerifi +1 ay. 953. 21. 8 cilt Ciltli ve normal boy İlk ciltten sadece 65 sayfasına kadar okunmuş birkaç sayfada ki satırlar Bu mübarek sûre, El-Kadir süresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. On beş ayet-i kerimeyi içermektedir. Güneşe yemin ile başladığı için kendisine bu ad verilmiştir Bundan evvelki "El-Beled" süresinde sağ ve sol ashabının halleri bildirilmişti. Bu sürede de o iki zümrenin halleri bildiriliyor ve evvelki sürede kafirlerin ahiretteki halleri bildirilmişti. Bu Kafirun Süresi Tefsiri & Ömer Nasuhi Bilmen. Kafirun Süresi Mekki bir süredir. Hz Peygamber’in elçi olarak gönderilmesinin birinci yılında, bir bütün halinde indirilmiş olup 6. ayettir. Adını birinci ayetindeki, inkar edenler anlamına gelen kafirun kelimesinden almıştır. Hz Osman’ın Mushaf’ındaki kronolojik sıralamaya DxiL. ❬ Önceki Sonraki ❭ تَنَزَّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ Ömer Nasuhi Bilmen Onda melekler ve Ruh, Rabbilerinin izni ile her bir emirden iniverir. Tekasur süresi Mekki bir süre olup; Hz Peygamber’in elçi olarak gönderilmesinin birinci yılında bir bütün halinde indirilmiş olup tamamı 8 ayetten ibarettir. Adını birinci ayetindeki, nüfus çokluğuyla yarışmak anlamına gelen tekasur kelimesinden Süresi Ayet-1- Sayınızın çokluğu sizi öyle oyaladı kiTekasur Süresi Ayet-2- İşi kabirleri ziyarete kadar vardırdınızTekasur Süresi Ayet-3- Hayır, ileride bileceksinizTekasur Süresi Ayet-4- Hayır, ileride kesinlikle bileceksiniz!Tekasur Süresi Ayet-5- Eğer hakikati şimdiden kesin bir bilgi ile bilmiş olsaydınızTekasur Süresi Ayet-6- Yakıcı cehennemi de görür gibi bilirdinizTekasur Süresi Ayet-7- Daha sonra onu bizzat ve kesinlikle göreceksiniz !Tekasur Süresi Ayet-8- Nihayet o gün, nimetlerden de mutlaka sorgulanacaksınız. aBu mübarek süre “El-Kevser” süresinden sonra Mekke-i Mükerreme de nazil olmuştur. Sekiz ayet-i kerimeyi içermektedir. “Tekasür”den, yani Çokluk kuruntusundan haber verdiği için kendisine bu tekasür adı evvelki “El-Karia” sûresinde kıyametin dehşetli vasıfları ve sâlih kullar ile isyânkâr kimselerin âkıbetleri bildirilmişti. Bu sûrede de insanların nihâyet âhirete gidip cehennemi görecekleri ve birer suale tâbi olacakları bildirildiği için bu iki sûre arasında büyük bir münâsebet Bu mübârek sûre İnsanların çoklukları ile böbürlendiklerini, fânî şeylere güvendiklerini kınıyor. Öyle kibirli yaşayanların ileride cehennemi göreceklerini ve cehâletlerini anlayarak nasıl bir suale mâruz kalacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki Ey gâfil, güzelce düşünmeden mahrûm kimseler!.Sizi o çokluk kuruntusu O elde etmiş olduğunuz fazlaca varlık ile iftihar sevdası oyaladı. sizi meşgul etti, sizi kulluk vazifelerini yerine getirmekten alıkoydu, ebedî selâmet ve saadetinize vesîle olacak olan ibâdetlerden, hayırlı muamelelerden mahrûm bıraktı.“Tekasür” Fazlaca şeyler ile övünmek, iftihar etmektir.“İlha” de eğlenceye düşürmek, insanı eğlenceye sevkederek oyalamak, yapılması uygun olan şeylerden alıkoymak mânâsınadır.“Lehv” ise insanı meşgul eden şeydir. Neticesinde bir sevinç olsun olmasın, fakat sonra kendisinde bir sürur, bir sevinç olan bir şey ile insanı meşgul eden herhangi bir harekete, bir eğlenceye lehv ismi verilmiştir ki, İslâm ahlâkına aykırı olanları Tâ ki Siz ey bencil şahıslar!. Yalnız ellerinizdeki malların çokluğu ile değil, ölmüş gitmiş olan millet fertlerinizin, baba ve dedelerinizin çokluğu ile de övünerek o sebeple kabirleri ziyaret ediverdiniz. bizim şu kadar ölmüş büyüklerimiz vardır diyerek onlar ile de iftiharda bulundunuz, diğer bir tevcihe göre de siz ey gâfil topluluk!.Öyle maddî, fânî bir servetinizle, bir kuvvetinizle ölünceye değin, kabirlere gidip düşünceye değil övünmeye daldınız, bütün ömrünüzü öyle çabuk geçen şeyler uğrunda sarfettiniz, hakikî istikbâlinizi hiç düşünmediniz…Bu sûre-i celîlenin iniş sebebi hakkında deniliyor ki “Elhakümüt-. tekâsürü..”ensârdan iki kabîle hakkında nâzil olmuştur ki Onlar, Benu Harîse Benül Hars kabîleleri idi, onlar, mallarının ve kabîle fertlerinin çokluğu ile birbirlerine karşı iftiharda bulunuyorlardı, hattâ kabristanlara da giderek ölmüş gitmiş olan kabîle fertlerinin çokluğu ile övünmeye devam ediyorlardı. Halbuki, onların böyle iftiharda bulunmaları, boş bir hareket idi, akıllıca bir düşünce neticesi değildi,Velhâsıl bu âyet-i kerîme, kâfirlerin varlıkları ile câhilce bir şekilde yaptıkları böbürlenmelerini ve kabirleri de böyle bir iftihar sebebiyle ziyaret etmelerini Kerem Sâhibi Yaratıcının verdiği nîmetlerin kadrini bilmek, onların şükrünü yerine getirmeye çalışmak, onlar ile başkalarına karşı iftihar edici bir vaziyet almayıp mümkün mertebe İslâm cemiyetine yardımda bulunmak; güzel ve övülmüş bir ziyarete gelince bu da öyle övünmek maksadile değil, sırf ölmüş din kardeşlerimizi fatihâlar ile anmak, onlardan bir ibret almak, bizim de bir gün hayatı terk edeceğimizi düşünerek üzerimize düşen vazifeleri vaktîle yapmaya çalışmak gibi, bir maksada dayalı olunca bu ziyaret, meşrûdur, makbuldür. Nitekim İbni Mesut Radiyallâhü Anh’ın rivâyet ettiği bir hâdis-i sahih Ben sizleri kabirleri ziyaretten nehyetmiştim, Şimdi kabirleri ziyaret edin, çünkü o ziyaret, sizi dünyada takva üzere yaşatır, ve size âhireti hatırlatır, sizi gafletten uyandırır, “Câmi-i Sagîr” işte böyle bir maksatla kabirleri ziyaret etmek, kadınlar için de câizdir. Elverir ki Nâmahrem kimseler ile karışık bir hâlde bulunmasınlar, bu mes’ele, fıkıh kitaplarımızda, ve özellikle “Dürr-i Muhtar” da İşte Hak Teâlâ Hazretleri, öyle kibirlice, câhilce bir tarzda hareket edenleri kınayarak buyuruyor ki Öyle değil… O aldığınız kibirlice vaziyet, doğru değildir. Öyle fâni şeyler ile iftihar edip de âkıbetinizi temin edecek şeyleri elde etmeğe çalışmamanız, uygun olamaz. İleride Ne kadar hata etmiş olduğunuzu bileceksinizdir. böyle câhilce, gâfilce bir hâlde devam eder iseniz, fâideli amellerde bulunmaz iseniz ne kadar aldanmış olduğunuzu ölünce anlamış Allâh-ü Teâlâ Hazretleri, ilâhî tehdidini kuvvetlendirmek ve o gâfillerin nazarı dikkatlerini çekmek için tekrar buyuruyor ki Sonra öyle değil… O gururlu ve övünerek yaptığınız hareketleriniz, hiç uygun değildir. Bu hakikati ileride bileceksinizdir… bu hareketlerinizin cezasını âhirette görünce ne kadar hatalar içinde yaşamış olduğunuzu öğrenmiş Ey gâfiller!. Artık Vaz geçin öyle kibirli hareketlere nihâyet verin. sizin anladığınız gibi değil Ey inkârcılar!.. eğer yakın bir bilgi ile bilecek olsa idiniz… yâni Yaptığınız kibirlice hareketlerin ne kadar boş, ne derece çirkin şeyler olduğunu yakın bir şekilde bilmiş olsa idiniz öyle yapmazdınız, istikbâlinizi düşünürdünüz, çokça servetiniz, fâni varlığınız, sizi oyalamazdı, güzel amellerde bulunarak bir ebedî saadete aday bulunmuş durdunuz, sizin bilginiz ise haddizatında bir cehâletten başka değildir. İstikbâlinizi aydınlatmak ve temin edemeyen âdi bir bilginin haddizatında ne kıymeti olabilir?6. Andolsun ki Muhakkak, takdir edilmiş durumdur ki, ey hayatlarını bir câhilce gurur ile zâyi eden kimseler!.. O cehennemi mutlaka göreceksinizdir. İnkârcılar için, yalnız dünyaya çalışıp âhireti terk edenler için takdir edilmiş olan cehennemi elbette ki; müşahede edeceksinizdir, onun ne kadar korkunç bir azap mahalli olduğunu Sonra onu O cehennemi elbette ki, Aynel’yakin göreceksinizdir. pek açık, yakın bir mahiyette müşahede etmiş olacaksınızdır. Mahşer âleminde böyle bir görüşte bulunacaksınızdır. Bunda aslâ şüphe yoktur. Binaenaleyh bu âkıbeti düşünün de daha fırsat elde iken kurtuluş çaresini temine çalışın, öyle gâfilce bir hâlde yaşayıp Sonra andolsun ki, O cehennemi göreceğiniz zaman her türlü nîmetten muhakkak sorulacaksınızdır. şimdi dünyada iken nâil olduğunuz sıhhat ve selâmetten, servet ve kudretten, çoluk çocuktan, yâni Sizi Kerem Sâhibi Mâbudumuza itaatten, şükürden meşgul kılmış olan her türlü dünyevî varlıklarınızdan, kendilerine iftihar edip, lezzet almış bulunduğunuz şeylerden muhasebeye tâbi tutulacaksınızdır. Artık bu âkıbeti düşününüz de ona göre hayatınızı tanzime çalışınız, sonra pişmanlık fâide sual, bir görüşe göre yalnız kâfirler hakkında vâki olacaktır. Diğer bir görüşe göre de mü’mînler de, kâfirler de, dünyadaki nîmetlerinden dolayı bir suale tâbi olacaklardır. Şu kadar var ki Kâfirler hakkındaki sual bir kınama sualidir, çünkü, onlar, nâil oldukları nîmetlerin şükrünü yerine getirmemiş, küfür içinde yaşamışlardır. Mü’mînlerin hakkındaki soru ise bir şereflendirme sorusudur, onların şükür vazifesini yerine getirmiş olduklarını teşhîrdir. Çünkü Mü’mînler, şükür etmiş, itaatte bulunmuşlardır, “Tefsîr-i kebîr.”Aslında insan, dünyada yaşadıkça her dakika ilâhî nîmetlere nâil olmaktadır. Vücudumuzun sıhhati, güzel havaları teneffüs etmemiz, lezzetli suları içmemiz, gıda maddelerini elde edebilmemiz, birer büyük nîmettir. Bu nîmetlerden dolayı bizim vazifemiz de bunları bize ihsân buyuran Kerem Sâhibi Yaratıcımıza şükür ederek üzerimize düşen kulluk vazifelerini yerine getirmeye çalışmaktan ibarettir. Cenab-ı Hak, cümlemizi bu hususta muvaffakiyetlere nâil buyursun. Peygamberlerin efendisi hürmetine M. Zeki Duman / Beyanu’l-Hak / C1 / bkz142b- Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Tefsir / Bilmen SÛRE MEAL LiSTESi Karşılaştır Rahmân Sûresi 1 O Rahmân olan Mabûd-i Zîşân. Karşılaştır Rahmân Sûresi 2 Kur'an'ı Peygamberine talim buyurdu. Karşılaştır Rahmân Sûresi 4 Ona beyanı ifade-i meramı öğretti. Karşılaştır Rahmân Sûresi 5 Güneş ve ay, muntazam bir hesab ile cereyan etmektedir. اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍۖ ﴿٥﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 6 Ve çimen ve ağaç secde ederler. وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ ﴿٦﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 7 Semayı yükseltti ve mizanı vaz'etti. وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْم۪يزَانَۙ ﴿٧﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 8 Tâ ki, hadd-i tecavüz etmeyesiniz. اَلَّا تَطْغَوْا فِي الْم۪يزَانِ ﴿٨﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 9 Ve mizanı adâletle yerine getiriniz ve tartıyı noksan etmeyiniz وَاَق۪يمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْم۪يزَانَ ﴿٩﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 10 Yeryüzünü de her zîhayat için döşedi. وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِۙ ﴿١٠﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 11 Orada mütenevvi meyveler ve tomurcuklar sahibi olan hurma ağaçları vardır. ف۪يهَا فَاكِهَةٌۖ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْاَكْمَامِ ﴿١١﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 12 Yaprak sahibi daneler ve iyi kokulu nebat vardır. وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُۚ ﴿١٢﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 13 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿١٣﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 14 İnsanı pişmiş çamurdan yapılmış çanak gibi bir kurumuş ses verir balçıktan yarattı. خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِۙ ﴿١٤﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 15 Cinleri de dumanı olmayan halis bir ateş alevinden yarattı. وَخَلَقَ الْجَٓانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍۚ ﴿١٥﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 16 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿١٦﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 17 İki maşrıkın Rabbi ve iki mağribin Rabbidir. رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِۚ ﴿١٧﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 18 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿١٨﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 19 O İki denizi salıvermiştir, birbirine kavuşurlar. مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِۙ ﴿١٩﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 20 Aralarında bir engel vardır, birbirine tecavüz etmezler. بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِۚ ﴿٢٠﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 21 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٢١﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 22 O ikisinden inci ile mercan çıkar. يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ۬ وَالْمَرْجَانُۚ ﴿٢٢﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 23 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٢٣﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 24 Denizde dağlar gibi yapılmış olan büyük gemiler de O'nun içindir. وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنْشَاٰتُ فِي الْبَحْرِ كَالْاَعْلَامِۚ ﴿٢٤﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 25 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ۟ ﴿٢٥﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 26 Onun üzerinde bulunan herkes fânidir. كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍۚ ﴿٢٦﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 27 Celâl ve ikram sahibi olan Rabbinin zâtı ise bâki kalacaktır. وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِۚ ﴿٢٧﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 28 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٢٨﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 29 Göklerde ve yerde her kim var ise O'ndan dilerler. O, hergün bir işle meşguldür. يَسْـَٔلُهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ ف۪ي شَأْنٍۚ ﴿٢٩﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 30 Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٣٠﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 31 Ey ins ve cin! Yakında sizin için teveccüh edeceğiz. سَنَفْرُغُ لَكُمْ اَيُّهَ الثَّقَلَانِۚ ﴿٣١﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 32 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٣٢﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 33 Ey cin ve ins cemaatı! Eğer göklerin ve yerin çevrelerinden çıkıp gitmeğe gücünüz yeterse hemen çıkıp gidiniz. Halbuki, bir kuvvet olmadıkça siz çıkıp gidemezsiniz. يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ فَانْفُذُواۜ لَا تَنْفُذُونَ اِلَّا بِسُلْطَانٍۚ ﴿٣٣﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 34 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٣٤﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 35 Sizin üzerinize ateşten dumansız bir alev ve alevsiz bir duman gönderilir, artık yardımlaşamıyacaksınızdır. يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِۚ ﴿٣٥﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 36 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٣٦﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 37 İşte o zaman ki, gök parçalanır da hemen kızıl deri gibi bir kül olmuş olur. فَاِذَا انْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِۚ ﴿٣٧﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 38 Artık Rabbinizin hangi nimetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٣٨﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 39 İşte o gün ne bir insan ve ne de bir cin günahından sorulmayacaktır. فَيَوْمَئِذٍ لَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذَنْبِه۪ٓ اِنْسٌ وَلَا جَٓانٌّۚ ﴿٣٩﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 40 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٤٠﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 41 Günahkarlar sîmalarıyla tanınırlar. Artık alınlarıyla ve ayaklarıyla yakalanırlar. يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِس۪يمٰيهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاص۪ي وَالْاَقْدَامِۚ ﴿٤١﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 42 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٤٢﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 43 İşte bu, o cehennemdir ki, bunu o gün günahkârlar tekzîb ederler. هٰذِه۪ جَهَنَّمُ الَّت۪ي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَۢ ﴿٤٣﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 44 O cehennemin arasıyla son derece sıcak bir su arasında dolaşacaklardır. يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَم۪يمٍ اٰنٍۚ ﴿٤٤﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 45 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ۟ ﴿٤٥﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 46 Ve Rabbinin makamından korkan kimse için iki cennet vardır. وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه۪ جَنَّتَانِۚ ﴿٤٦﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 47 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۙ ﴿٤٧﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 48 O iki cennet Mütenevvi ağaçlara, meyvelere sahiptirler. ذَوَاتَٓا اَفْنَانٍۚ ﴿٤٨﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 49 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٤٩﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 50 İkisinde iki pınar vardır ki, cereyan ederler. ف۪يهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِۚ ﴿٥٠﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 51 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٥١﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 52 İkisinde de her türlü yemişten iki çift vardır. ف۪يهِمَا مِنْ كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِۚ ﴿٥٢﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 53 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٥٣﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 54 Onlar Astarları kalın ipek kumaştan olan döşekler üzerine dayanmış bir halde olacaklardır ve o iki cennetin meyvelerinin toplanışı da yakındır. مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى فُرُشٍ بَطَٓائِنُهَا مِنْ اِسْتَبْرَقٍۜ وَجَنَا الْجَنَّتَيْنِ دَانٍۚ ﴿٥٤﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 55 Artık rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٥٥﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 56 O cennetlerde nazarlarını yalnız kendi kocalarına hasretmiş kadınlar vardır ki, kendilerine onlardan önce ne bir insan ve ne de bir cin dokunmamıştır. ف۪يهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِۙ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ ﴿٥٦﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 57 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٥٧﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 58 Sanki onlar, yakut ve mercandır. كَاَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُۚ ﴿٥٨﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 59 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٥٩﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 60 İyiliğin mükâfaatı, iyilikten başka mıdır? elbette değildir هَلْ جَزَٓاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُۚ ﴿٦٠﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 61 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٦١﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 62 O iki cennetin ötelerinde de iki cennet vardır. وَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّتَانِۚ ﴿٦٢﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 63 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۙ ﴿٦٣﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 64 O iki cennet Koyu yeşil renktedirler. Karşılaştır Rahmân Sûresi 65 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٦٥﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 66 O ikisinde de iki fışkıran pınar vardır. ف۪يهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِۚ ﴿٦٦﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 67 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz? فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٦٧﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 68 O ikisinde her nevi meyve ve hurma ve nar ağaçları vardır. ف۪يهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌۚ ﴿٦٨﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 69 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz. فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٦٩﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 70 O cennetlerde hayırlı huylu, güzel yüzIü kadınlar vardır. ف۪يهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌۚ ﴿٧٠﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 71 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz. فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٧١﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 72 Onlar Çadırlarda ikamete müdavim hurilerdir. حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِۚ ﴿٧٢﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 73 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz. فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٧٣﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 74 Onlara kocalarından evvel ne bir insan ve ne de bir cin dokunmamıştır. لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ ﴿٧٤﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 75 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz. فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٧٥﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 76 O cennet ehli Yeşil yastıklara ve pek güzel, nâdir döşemelere yaslanmış bir halde bulunacaklardır. مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍۚ ﴿٧٦﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 77 Artık Rabbinizin hangi nîmetlerini tekzîp edersiniz. فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٧٧﴾ Karşılaştır Rahmân Sûresi 78 Celâl ve ikram sahibi olan Rabbinin ismi, mübarek â'li, mukaddes olmuştur. تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ ﴿٧٨﴾ ❬ Önceki Sonraki ❭ وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ Ömer Nasuhi Bilmen Kâdir gecesinin ne olduğunu sana ne şey bildirdi?

kadir suresi tefsiri ömer nasuhi bilmen